Mevlüt Ülgen

Son günlerde artan intihar vakaları hakkında gazetemize konuşan psikolog Mevlüt Ülgen, ekonomik kriz ve toplumsal gerginliğin intihar vakaları tetiklediğini söyledi.

1izgazeteintiharhaberi

21izgazeteintiharhaberi

27 Kasım 2019 Çarşamba günü İz Gazete'nin benimle yaptığı röportajın  tam metni.

İZ GAZETE : Intihar vakalarinda artış var, Izmir de de son iki günde iki kişi intihar etti. Sizin yorumunuz nedir

Son günlerde üzücü haberlere daha sık rastlıyoruz. TÜİK verileri de Türkiye'de son yılarda intihar sonucu ölüm vakalarında artış olduğunu göstermektedir. 2000'lerin başlarında her yıl 2000'li rakamlarla ifade edilen intihar sonucu ölüm vakaları, 2012 yılından itibaren 3000'li rakamlara çıktığı, 2018 yılında ise 3 bin 161 kişinin intihar yoluyla yaşamını kaybettiği rapor edilmektedir.

 İZ GAZETE : İntihar vakalarında insanların ekonomik durumlarına ilişkin detaylar ortaya çıkıyor. Maddi olanaksızlıkların kişinin psikolojisine etkilerini yorumlar mısınız ?

Basına yansıyan haberlerde intihar girişiminde bulunan bireylerin ekonomik sıkıntı ve kriz içinde olduğuna ilişkin bilgiler bulunmaktadır. İşsizlik, ekonomik sorunlar, hastalık, ilişki sorunları intihar girişimine yönelimde önemli etkenler arasında yer almaktadır. İntihar girişiminde bulunan bireylerin yaşadığı depresyon, kaygı bozukluğu vb. ruhsal sorun ve rahatsızlıklarda göz ardı edilmemelidir.

Ekonomik yoksunluk bir çok sıkıntıyı da beraberinde getirmektedir. Kişinin günlük yaşamını sürdürmesini zorlaştırdığı gibi aile ve sosyal ilişkilerini bozmakta, umutsuzluğu ve belirsizliği artırırken, güveni düşürmektedir. Depresyona zemin hazırlamaktadır.

Ekonomik kriz ve işsizlikten en fazla alt ve orta gelir grupları bireyler etkilenmektedir. Ekonomik ve sosyal krizi daha derin yaşamaktadırlar. Kriz dönemlerinde yaşanan yoksullaşma ve işsizlik sonucu gevencisizleşme bu bireylerin en fazla gereksinim duyduğu dönemde ruh sağlığı hizmetlerine erişimini de zorlaştırmaktadır.

 İZ GAZETE : Sadece ekonomi nedenler intihar vakalarını açıklar mı ?

 İntihar girişimi psiko-sosyal ve ekonomik boyutuyla ele alınması gereken çok boyutlu bir olgudur. İntihar girişimine karar vermek ve gerçekleştirmek her ne kadar bireysel bir karar olsa da, intihar ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel belirleyicileri olan toplumsal bir sorundur. Dünya Sağlık Örgütü’nün kavramlaştırması ile yılda 800 bin kişinin yaşamını yitirdiği bir halk sağlığı sorunudur.

 Ekonomik kriz , savaş, çatışma dönemleri ile siyasal kriz dönemlerinde intihar ve madde bağımlılığında artış olduğu, depresyon, kaygı bozuklukları gibi ruhsal sorunlara daha sık rastlandığı bir gerçektir. Toplumsal gerginlik, belirsizlik, çatışma, umutsuzluk, dayanışma ve sosyal destek sistemindeki yetersizlikler intihar vaklarında artışa zemin hazırladığı kanısındayım.

 İZ GAZETE : Siyasetçilere yönetenlere bu konuda ne düşüyor?

 Sorun bir halk sağlığı ve toplumsal sorun olarak ele alınmalı, bütünlüklü bir politika oluşturulmalıdır. İntihar girişimine zemin hazırlayan ekonomik, sosyal nedenleri ortadan kaldırmaya ve önleyici çalışmalara odaklanan, ruh sağlığı hizmetlerine erişimi kolaylaştıran bir yönelime ihtiyaç bulunmaktadır.

Siyaset, sorunları çözme, bireylerin refahını ve yaşam kalitesini yükseltme kurumudur. Ekonomik ve siyasal kriz kendiliğinden oluşan bir kriz veya doğa olayı değildir. Siyasal ve ekonomik politikaların sonucudur. Demokrasi , adalet ve özgürlüklerle direk ilişkilidir. Siyasal iktidar ve siyaset kurumuna düşen görev çatışma ve gerginlikle, çatışma ile krizi derinleştirmek değil, toplumsal mutabakat ve güveni sağlayarak demokratik zeminde sorunları çözmektir.

 İntihar vakalarında göz ardı edilmemesi gereken diğer bir sorunda bireylerin ruh sağlığı hizmetlerine erişimi ile hizmetlerin ulaşılabilirliği ve niteliğini artırma sorunudur. Ekonomik krizin yoksullaştırdığı ve güvencesizleştirdiği bireylerin ruh sağlığa hizmetlerine etkin ve hızlı erişimini sağlamalıyız.